Yöneticiler genelde "İstifa oranlarımız arttı, bir bağlılık anketi mi yapsak?" diye sorarlar. Biz de "keşke artmadan önce yapsaydınız" deriz.
Ethnogram olarak, yıllardır sahada gördüğümüz büyük yanılgılardan biri de şu: Toksiklik "bağıran çalışanlar" demek değildir. Asıl ofisinizde herkes "uyumlu" görünüyorsa, muhtemelen sıkıntı büyük. Karışık gibi duruyor, anlatacağız.
Soru
Yılların bankacılık uzmanlarını araştırmacı ve tasarımcı gibi düşünmeye nasıl alıştırırsınız?
Toksik iş yeri yeni moda olan kavramlardan biri gibi dursa da muhtemelen, insanları çalışmaları için bir yere koyduğumuz günden itibaren var olmakta olan bir kavram. Şimdi de herkes bahsediyor, herkes de şikayetçi.
Ama madem herkes bu kadar farkında, neden bu döngü binlerce şirkette kendini tekrar etmeye devam ediyor? Çünkü çoğu kurumda toksik davranışlar aslında ödüllendiriliyor. Kısa vadeli hedeflere ulaşmak için insanların ruh sağlığını ezip geçen "agresif" yöneticiler kahraman ilan edildiği sürece, hiçbir bağlılık anketi kültürü iyileştiremez.
Bir şirketin içten içe çürümesi, bir gecede olmaz. Bu, adım adım inşa edilen bir "bağlam körlüğü" mevzusudur. Bu mevzuda İnsanlar birer Excel hücresine indirgenir.
Uyumlu görünelim: Psikolojiyi dağıtalım
Yıllardır şirketlerin içindeyiz. Bazen dışarıyı, bazen de içeriyi gözlemliyoruz. Tekrar eden tespitlerden bir de, bir toplantı odasında herkes başını sallıyorsa, orada iki ihtimal vardır: Ya bazıları her şeyi dinlemeyip kafa sallıyor ya da kimse kendini güvende hissetmiyordur. Toksikliğin en rastlanan belirtilerinden biri "sahte uyum"dur. İnsanlar hata yapmaktan veya eleştirilmekten korktukları an, organizasyonun en büyük koruması olan eleştirel akıl devre dışı kalır.
"Eeeee?" diyebilirsiniz. Şöyle açıklayalım: Kimsenin itiraz etmediği bir yerdeki sessizliğin faturası, altı ay sonra hatalı bir ürün lansmanı veya yönetilemeyen bir kriz olarak önünüze gelir. Çünkü inovasyon kası, ancak insanların saçmalama ve "Hata yapıyoruz!" diyebilme özgürlüğü olduğu yerlerde gelişir.
"Siz bir aile değilsiniz" klişesini kullanmak istemezdik ama :(
Eleştiriyi "ihanet" değildir. 1970 lerde yaşamıyoruz. İş yeriniz de, ortak bir hedef için bir araya gelmiş, birbirine saygı ve takdir borçlu olan profesyonel bir topluluktur.
Aile klişesine takılmış, çağın çok gerisinde kalmış iş verenler bu ayrımı yapamadığı sürece, takdir mekanizması yerini "minnet borcuna" bırakır. Çalışanların yaptığı işin anlamını görmezden gelip onlara sadece maaş ödenen bir kaynak muamelesi yapmak, takdir eksikliğinden çok daha derinde bir problemdir: Değersizleştirme. İnsanlar yoruldukları için değil, değersiz hissettikleri için istifa ederler.
"Tasarlanmış" belirsizlik ve kaosun faydaları
Birçok toksik yapıda belirsizlik, aslında bir yönetim aracıdır. Kimin neden sorumlu olduğunun belli olmadığı, hedeflerin belirsiz olduğu ortamlarda, güç liyakate değil, kaosu yöneten kliklere geçer. Akabinde de, dedikodu ve arkadan iş çevirme için en verimli bir ortam oluşur.
Ekibiniz "Yahu biz tam olarak ne yapıyoruz?" sorusuna her gün farklı bir cevap alıyorsa, orada sadece verimlilik değil, karakter de aşınır. Bu da bir tasarım hatasıdır.
"Bizim kapımız hep açıktır" E giren var mı?
Şeffaflık sadece "açık kapı politikası" demek değildir; kararların neden alındığını, başarısızlığın kime fatura edileceğini dürüstçe ortaya koymaktır.
Değişim: "Aynaya bakacak cesaretiniz var mı?"
Kültürel dönüşüm, sadece IK'nın düzenlediği bir hafta sonu pikniğiyle olmaz. Ramazan paketi, yılbaşı sepeti vs de yeterl değildir. Eğer yönetim kadrosu, kendi yarattığı bu sistemik toksikliğin parçası olduğunu kabul etmiyorsa, dışarıdan gelen hiçbir çözüm maalesef bir işe yaramaz. Değişim, "Biz nerede insandan koptuk?" sorusunu sormakla başlar.
Ne yapmak lazım? Önce departmanlar arasındaki görünmez duvarları yıkmak, sonra da bilgiyi saklayanları değil, paylaşanları ödüllendirmek. Günün sonunda mesele mutlu çalışanlar yaratmak değildir; mesele, insanların zekasına, zamanına ve duygularına saygı duyulan, ait olunmaya değer bir sistem inşa etmektir. Yetenekli insanlar, sadece para kazanacakları değil, karakterlerini koruyabilecekleri limanlar arıyor. Çünkü kabul edelim, ömrümüzün büyük bir kısmını bu "limanlarda" geçiriyoruz.
Neden kimse konuşmuyor?
Toksik kültür bir iletişim kazası değil; "verimlilik" uğruna insani bağlamın yok sayıldığı bilinçli bir tasarım hatasıdır.
Okuma süresi: 3-4 dakika
